|

HÜTHÜT nedir?
Bu isim Nişabur doğumlu Ferideddin-i Attar'in MANTIK AL-TAYR
isimli kitabından alınmıştır.
Hikaye kuşların bir araya gelip :
"Hiçbir
ülke padişahsız değil. Nasıl olur da bizim
ülkemiz padişahsız kalır? Birbirimize yardım
edelim de kendimize bir padişah arayıp bulalım, padişahı
olmayan ülkenin dirliği düzenliği olmaz'' demeleriyle
başlar.
Bu sırada,kendisinin Hz. Süleyman'in sırdaşı
olduğunu söyleyen Hüthüt kuşu gelir ve:
''Hiç şüphe yok.. bir dağ var ki ona Kafdağı
derler; onun ardında bizi bir padişahımız var.Adı
''SIMURG'' dur..kuşların padişahı odur. O, bize
yakındır da biz ondan uzağız, gelin beraberce
onu arayalım, bulalım''der.
Sonra hep birlikte yola
koyulurlar, işte Hüthüt müthiş bir sonla
biten bu yolculuğun rehber kuşunun adıdır.
"HÜTHÜT" Albümü Nasıl Oluştu?
Beni tanıyanlar, bestelerim
için albüm yapmam konusunda devamlı ısrar
ediyorlardı. Şimdiye kadar buna bir türlü yanaşmadım.
Hayatımı müzik yaparak kazandığım
için bugüne kadar sahne ve konserlerde halkın karşısına
çıkmakta hiç zorluğum olmadı. Ama kendime
ait bir eserle (albümle) karşılarına çıkmakta
hep çekincelerim vardı. Kendimi buna bir türlü
hazır hissedemedim.
Mayıs 2008 ayı başlarında bir gün amatör
davul çalan bir arkadaşım kendi evinin alt katında
yaptırdığı ufak bir stüdyoda "gel
birlite çalalım eğleniriz" dedi. Bu arada
bestelerimden birini de çaldım. Bizi dinleyenler içinde
Can isimli genç bir arkadaş parçayı çok
beğendi ve "Ali Rıza diye bir arkadaşım
var, Amerika'da ses mühendisliği okudu ufak bir kayıt
stüdyosu var seni onunla tanıştırayım"
dedi. Albüm yapma fikri böyle harekete geçti.
Sonra konuyu basçı arkadaşım Kaan Yıldız'a
açtım, "Ediz'le konuş o da bize katılır
mı?" dedim. Sonra Ediz Hafızoğlu " tamam
abi her konuda destek olurum" dedi. Ediz kendi okuduğu
Bilgi Üniversitesinde prova yapabileceğimizi söyledi.
28 Temmuz 2008 tarihi için MIAM kayıt stüdyosundan'dan
randevu aldık. Mayıs-Temmuz aralığında
Bilgi Üniversitesinde üç defa prova yaptık.
28 Temmuz 2008 günü stüdyoya sabah saat 10:00 da
girdik ; Hücum kayıt denilen bir yöntemle aynı
anda çalarak saat 22:00 da kayıdı tamamladık.

Bertan Onaran'ın Ercan ve "Hüthüt"
ile ilgili yazısı:
Ercan Özaksoy, caza gönül
vermiş bir dostum; yaşamın önüne çıkardığı
olasılıkları yazgıya dönüştürmeyi başarmış
ender insanlardan biri.
Önce doğarken kulağı müziğe yatkın doğmuş; birinci talih,
buna uygun eğitime kavuşması olmuş, konservatuarda piyano ve viyolensel
öğrenmiş. Sonra esen yeller onu yurt dışına uçurmuş;
askerlik için dönmüş; hizmetini tamamlarken, günde
8 saat çalışarak piyano çalışını ustalaştırmış. Talihin
ikinci büyük armağanı, Paris’te, tiyatro dünyamızın
sıra dışı insanlarından Mehmet Ulusoy’la karşılaşıp ona müzikler
tasarlaması olmuş. Bir kez Fransa’ya adım atinca, Montreux
Caz şenliği’ne ulaşma olasılığı artar elbet. Bu fırsatı da
yaratmış ya da kullanmış, ünlü flütçü
Herbie Mann’la çalma mutluluğunu yaşamış.
Sonra yine yurda dönmüş. Biz bu dönüşünden
sonra tanıştık. Bu tanışma da aslında kendi yazgısını nasıl bilinçle
çizdiğine yeni bir kanıt.
Bir Pazar telefon çaldı, bir ses: “Biz sizin ‘Bedensel
Boşalmanın Işlevi’ adlı kitabınızı aldık, okuduk,
sizinle tanışmak istiyoruz; gelebiliyir miyiz?” diye
sordu. Gelenler, Nezih Atalay ile Ercan’dı. Kitapçının
camekânında Reich’in bu yapıtını görmüşler,
içinde cinsellik var ya, almışlar, ama bakmışlar
ki sevişme yollarını değil, baska şeyleri anlatıyor. Etkilenmişler,
tanışmak istemişler.
O Pazar’dan beri, en yakin dostlarım arasındalar. Zaman içinde,
Nezih benim de, Sevil’in de, Nilgün’ün de
özenli dişçisi oldu ayrıca. Ercan’ı çalıştığı
bir iki kulüpte dinledik; ama sonra koşullar değişti, biz yavaş
yavaş eve kapanmak zorunda kaldık, Ercan’ı izleyemedik. Ancak
ona son büyük piyango çarptı bu arada: mutsuz biten
ilk evliliğinin ardından, taa çocukluğunda sevdiği Leyla
ile buluştu, evlendi. Ve bu evlilik ona aradığı dinginliği, duygusal-düşünsel
desteği getirdi.
Bir süredir birbirimizden haber alamıyorduk; geçende
aradı, Hüthüt adında bir cd hazırlamış, onun tanıtımı
için Galata kulesinin dibindeki, bizim hiç bilmediğimiz.,
oysa dünya çapında ünlü Nardis Kulübe
çağırdı. Orada çalışan genç arkadaşlarının
da katkısıyla hazırladığı albümden parçalar çaldı,
hem de 39.5 ateşle yanmasına karşın.
Başta Kaan Yildız’ın, davulda Ediz Hafızoğlu’nun yer
aldığı albümde, Ercan’ın Paris’teki en yakin yoldaşlarından
Ali Dede Altuntaş’a adanmış, Neyzen Tevfik’in sözlerini
dillendiren To Dede adlı parçayı Yaşar seslendirdi. Quantum
Hicaz’a da Yahya Dai katılmış.
Yıllardır arı duru caz dinlemiyoruz canlı olarak; Ercan bizi alıp
eski günlerimize, Istanbul şenligi’ne dünyanın en
ünlü müzikçilerinin geldiği günlere götürdü.
Mavi Karadeniz adlı bestesini dinlerken, Dave Brubeck’in ünlü
Take Five’ı dolaştığı belleğimde; Brubeck’in Istanbul’a
şöyle bir uğramış bir yabancı olarak kavradığını sevgili Ercan
çok daha derinden duyumsayıp dile getirmiş: Karadeniz ezgileriyle
müzigin evrensel dili arasindaki kucaklaşmalar.
Ne diyebilirim canım Ercan? 30 yilda altı üstüne getirildiği
ölümsüz sandığımız bütün değerleri çöpe
atıldığı, milyarlarca insanın aç açıkta bırakıldığı
dünyamızda, müziğinle, piyanonla ayakta kalmayı başardın.
Ne mutlu sana da, biz yakın dostlarına da!
|